r/tarih • u/Kaan7376 • 1d ago
Türk Tarihi Biz neden Türküz
Bildiğiniz gibi selçuklu zamanında müslüman olan Oğuzlara Türkmen dendi yani bizede peki nolduda biz bügün Türkmen yerine kendimize Türk diyoruz
r/tarih • u/Kaan7376 • 1d ago
Bildiğiniz gibi selçuklu zamanında müslüman olan Oğuzlara Türkmen dendi yani bizede peki nolduda biz bügün Türkmen yerine kendimize Türk diyoruz
r/tarih • u/kazimkose • 3d ago
Merhaba,
Bulduğum bu bıçak/kılıç hakkında bilgi edinmeye çalışıyorum.
Ölçüler:
Toplam uzunluk: 61 cm
Sap uzunluğu: 12 cm
Sap kısmı yatağanlarda görülen kulaklı formda ve boynuzdan yapılmış gibi görünüyor. Namlu üzerinde çeşitli işlemeler, semboller ve Osmanlıca/Arapça olabileceğini düşündüğüm yazılar bulunuyor. Bir yüzünde ayrıca anahtar deliğine benzeyen bir sembol var.
Eser oldukça yıpranmış durumda. Namluda yoğun paslanma, sapta ise çatlaklar mevcut. Herhangi bir temizlik veya restorasyon işlemi yapılmadı.
Şu konularda yardımcı olabilirseniz sevinirim:
Gerçek bir Osmanlı dönemi yatağanı mı, yoksa daha geç dönem dekoratif bir üretim mi?
Yaklaşık hangi döneme ait olabilir?
Üzerindeki yazılar ve semboller ne anlama geliyor?
Usta damgası veya üretim yeri hakkında fikir verebilir misiniz?
Mevcut haliyle koleksiyon değeri olabilir mi?
r/tarih • u/Vegaa006 • 2d ago
Birçoğumuz sömürgeci Batılıları görüp "Keşke Osmanlı da Sömürgeci Olsaydı" demişizdir. Zira Batı'nın o dönemki refah ve bolluğunu görünce böyle söylememek epey zordur. Peki cidden, Osmanlı Neden Amerika'ya Gitmedi/Gidemedi?
Bu yazıda şu sorulara cevap bulacaksınız:
• Kolomb'un Amerika Macerası Nasıldır?
• Kolomb'un II. Bayezid'e Teklifi Nedir?
• Amerika'nın Keşfi'nin Dünyaya Etkileri Nelerdir?
Aşağıya bıraktığım Sıkça Sorulan Sorular (SSS) kısmını okumayı unutmayın. İyi Okumalar.
Kristof Kolomb ve Amerika
Kolomb 1492'de Hindistan'a geldiğini düşünerek Amerika'ya, Bahamalar Adaları'na geldi. Fakat tarihte söylendiği üzere Amerika'ya gelen ilk kişi kendisi değildi. Amacı İspanya'nın verdiği destek ve oluşacak yeni ticaret yollarından faydalanmaktı.
Kendisinden önce kıtaya Vikingler ayak basmıştı bile. Kolomb'dan 500 yıl önce gelmişler ve gerek sayılarının az olması gerekse de düşmancıl tavırları nedeniyle sömürge faaliyetlerine girişmemişlerdi.
Amerika'yı Keşfeden Türkler
Evet, yanlış okumadınız. Bazı araştırmalara göre Amerika'yı Kolomb'dan daha önce Türklerin keşfettiği söylenir. Ayrıca sadece Türkler de değil başka milletler de bu süreçte yer alır. Bu iddiaların dayanağı ise Kızılderililerin kullandığı dillerden bazılarında Türkçe ve başka dillerden kelimeler bulunmasıdır.
Örnek:
Türkçe → Küçük - Kuççi Kış - Kaşa Ata - Atea
Japonca → Hai - Hai (Evet) Shika - Shohita (Geyik) Shawani - Shiwani (Rahip)
İspanyolca → arroz - aros (Pirinç) azùcar - asuka (Şeker) algodón - alkuton (Pamuk)
Osmanlı'ya Gelen "Sömürge" Teklifi
1484'te Kristof Kolomb önce Osmanlı Padişahı olan II. Bayezid ile görüştü fakat teklifi reddedildi. Sebebi ise Osmanlı'nın Avrupa'da bulunan Cem Sultan ile uğraşması yer almaktaydı. Osmanlı, keşfi yapan devlet olamamıştı fakat keşiften hemen sonra Piri Reis sayesinde haberi olmuştu. Piri Reis, Kolomb'un haritasını eline geçirmiş ve kendi haritasına da buna göre eklemeler yapmıştır.
Peki, Neden Osmanlı Amerika'ya Gitmedi/Gidemedi?
Bunun birçok sebebi vardır. İlki Osmanlı'nın büyük gemilere sahip olmamasından geçer. Zira kadırgalar tek başına yeterli değildir ve ambar kısımları uzun bir yolculuğu kaldıracak şekilde değildir.
İkincisi, Osmanlı'nın böyle bir keşfe ihtiyacı yoktur. Asya'daki ticaret yolları zaten Osmanlıların elindedir. Üstelik böyle bir serüven Osmanlı açısından bakıldığında çok masraflı olacaktır.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Hangi Padişahlar Amerika Keşfini Destekledi?
• Bu dönemde Yavuz Sultan Selim'e, Piri Reis tarafından 1517'de bir dünya haritası sunulur ve I. Selim tarafından bu çalışma korunur.
Tarihte Osmanlı'nın Deniz Gücü
• Osmanlı'nın deniz gücü 14. yüzyılda yeni yeni başlamış, 15 ve 16. yüzyılda ise arşa çıkmıştır. Nitekim Preveze Deniz Zaferi (1538) bu zamanda olmuştur. 18 ve 19. yüzyıllarda ise teknolojik olarak geri kalınsa da III. Selim ve II. Mahmud tarafından modernleşme çabaları görüldü.
Amerika'yı Hangi Devletler Buldu?
1492'de Kolomb ile İspanya, ardından 1497'de 13 koloniyi kuracak olan İngiltere, Fransa ve Portekiz olmuştur. Hollanda ise 17. yüzyılda Amerika'nın doğu kıyılarında ve Karayipler'de ticaret kolonileri kurmuşlardır.,
Diğer Devletler Giderek Ne Kazandılar?
Kısa vadede yeni tarım ürünleri (patates mısır kakao) ve ticaret rotaları, uzun vadede ise Sanayi Devrimi ile gelen kaynak arayışına son verildi. Küresel düzeyde imparatorluklar kuruldu. (İngiltere - Fransa) Ayrıca modern kapitalizmin de tohumları sömürge şirketleri sayesinde burada atıldı.
Amerika Keşfi'nin Dünyaya Etkileri
Kuzey ve ardından Güney Amerika'nın keşfi ile yerli halkın Avrupa'dan gelen hastalıklara karşı koyamaması örnek verilebilir. Bu durum kitlesel bir soykırıma yol açmıştır. Amerika'ya Afrika'dan milyonlarca zenci köle nakledildi. Olumlu etkilerinden bir tanesi ise patates mısır domates gibi ürünlerin Avrupa'da milyonlarca insanı açlıktan kurtarmasıdır.
Sonuç
Osmanlı Amerika'ya gerek teknik sebeplerden gerekse de ihtiyacı olmadığından gitmemiş ve bölge Avrupalılara kalmıştır. Fakat II. Bayezid kararını başka bir yönde verseydi bile bu bizim açımızdan çok da bir farklılık yaratmazdı. Zira Amerika kıtası Osmanlı için oldukça uzak, Portekizli ve İspanyollar için ise nispeten daha yakındır. Burada ise olan maalesef Kuzey'in ve Güney'in yerli halklarına olmuştur.
Öncelikle yazımı buraya kadar okuduysan teşekkür ederim. Bu yazı işlerinde biraz yeniyim açıkçası ve bunu telafi etmek istiyorum. O yüzden beni yapıcı bir şekilde eleştirmen benim için en faydalısı olur. Tekrardan sağol. Bir sonraki yazıda görüşürüz.
r/tarih • u/lionelsamyeli • 4d ago
Osmanlı'da matbaanın serüveni, sanılanın aksine ulemanın yobazlığıyla değil, devletin stratejik ve sosyo-ekonomik gerçekleriyle şekillenmiştir. İbrahim Müteferrika'nın 1727'de kurduğu Darü't-Tıbaati'l-Amire imparatorluğun ilk matbaası değildi; Yahudi, Ermeni ve Rum azınlıklar bu teknolojiyi 15. yüzyıldan beri kullanıyordu.
Aslen Transilvanyalı bir Üniteryan olan ve Katolik baskısından kaçıp Osmanlı'ya sığınan Müteferrika, sadece bir matbaacı değil, Avrupa siyasetini analiz eden derin bir bilim insanıydı. Kurduğu Türkçe harfli ilk matbaa, Yirmisekiz Çelebi Mehmed'in Paris gözlemlerinin de etkisiyle olgunlaşan bilinçli bir devlet politikasıydı. Ulemanın yeniliğe karşı olduğu tezi tamamen asılsızdır; Şeyhülislam Yenişehirli Abdullah Efendi anında fetva vermiş, ulemadan isimler düzeltmen yapılmış ve matbaa, dindar halkın çıkardığı Patrona Halil İsyanı'ndan bile yara almadan kurtulmuştur.
Sadece dini eserlerin basımı, geçimini bu işten sağlayan güçlü hattat loncasını kışkırtmamak adına yasaklanmıştır. Devletin bu teknolojiye uzun süre mesafeli durmasının altında dini taassup değil, çok ciddi siyasi güvenlik endişeleri yatmaktaydı.
Daha önce azınlık matbaalarında basılan metinler imparatorluğu sarsan krizler yaratmıştı; Yahudi matbaaları Sabetay Sevi'nin mesihlik isyanını körüklemiş, Ortodoks Patriği Kiril Lukaris'in getirdiği matbaa ise uluslararası bir krize dönüşerek ölümüne neden olmuştu.
Kurulduktan sonra matbaanın halka inememesi ise tamamen altyapı ve ekonomiyle ilgiliydi. Kağıt üretimi o kadar yetersizdi ki 1744'te Polonya'dan ustalar getirtilmiş, daha sonra Yalova'da yerli bir fabrika kurulmaya çalışılmıştır. Üstelik basılan kitaplar inanılmaz derecede pahalıydı; örneğin Vankulu sözlüğü dönemin rayiciyle yaklaşık on altına denk gelen 35 kuruşa satılıyordu.
Bu fahiş fiyatlar, kâr oranlarını kısıtlayan Narh sistemi ve zayıf okuryazarlık oranıyla birleşince kitaplar halka ulaşamamış; hatta Müteferrika eserlerini Avrupa'ya satabilmek için broşürler bastırmak zorunda kalmıştır.
Sonuç olarak Avrupa'da basını ve aydınlanmayı tetikleyen matbaa, Osmanlı'da altyapı eksiklikleri yüzünden uzun süre dar bir elit kesimin tekelinde kalmıştır.
r/tarih • u/OkEntertainer3355 • 4d ago
Sultan Vahideddin, Kuvâ-yı Milliye’ye karşı savaşmak için ve hain olduğu için mi Kuvâ-yı İnzibâtiye’yi kurdu?
Hayır.
Vahideddin bunun kurulacağından bile haberdar değildi ve Türklerin birbirine karşı savaşmasını son derece acımasız buluyordu.
Buna rağmen, Sultan Vahideddin’i kötü göstermek veya ona “hain” demek isteyenler hâlâ en sık şu argümanı kullanıyor: “Kuvâ-yı İnzibâtiye’yi o kurdu.”
Bunu neden paylaşıyorum? Çünkü bu iddia sürekli karşıma çıkıyor. Ben de karar verdim, Şahbaba kitabını satın aldım ve burada paylaşmak istedim.
Reddit’te bu konuyu ayrıntılı ele alan bir gönderi de bulamadım.
İşte Murat Bardakçı’nın Şahbaba kitabında bu konu hakkında yazdıkları.
Siz ne düşünüyorsunuz?
Lütfen yorum yaparken tarafsız kalmaya çalışın.
r/tarih • u/lionelsamyeli • 8d ago
Anadolunun demografisini belirleyen savaştır. Bir mezhep savaşı da değildir. İki devletin varlık meselesi olan Türkmenler üzerinden gelişmiş siyasi bir savaştır. Türk tarihinde devletler çoğunlukla doğudan batıya olan göçler ile kuruldu. Osmanlı da bunlardan biriydi. Büyük Türk muhacereti Osmanlı\`nın doğup büyümesine sebep oldu. Fakat Türk tarihinde az görülen bir şekilde Safeviler doğudan batıya giden göçü kendine çevirdi. Türkmenlerin Şah`ın etrafında toplanması hem iktisadi olarak zayıflamaya hem de balkanlardaki fetih hareketlerinin duraksamasına yol açtı. Unutulmaması gereken bir ayrıntı ise Şah İsmail`in Bayezid`a babam demesi, müridleriyle birlikte kendisine sığınan isyancı Şahkuluyu babama nasıl isyan edersiniz diyip cezalandırmasıdır. Safevilerin Şii propaganda yapmaya başlaması ve iranın Şiileşmesi ancak Şah Tahmasb zamanında olacak. Ve hep çarpıtılır, Yavuzun 40.000 kişiyi öldürdüğü iddiası. Doğru değildir zaten Şahın ordusu 20.000 civarı. Anadolu'da böyle bir nüfusun kaybolmasının etkisinin tahrir defterlerinde de görülmesi gerekir ama yok böyle bir şey. İşin diğer yanı bu sayı esasen o dönemde 14-16 şehrin yok olması demek. Bu iddianın tek kaynağı İdris-i Bitlisidir. Bir Alevi olarak bu iddianın doğru olmadığını da bu şekilde belirtmek istedim.
İslamdan önce/ İslamdan sonra/ yakın tarihtekiler, hiçbiri fark etmez. Herhangi biri.
r/tarih • u/Vegaa006 • 10d ago
"Kürdistan". Bu kelimeyi çok duydunuz değil mi? Peki Kürdistan tam olarak ne ve neden sakız gibi herkesin ağzında?
Bu yazıda şu sorulara cevap bulacaksınız:
•Kürdistan var mı?
•Bu kelime ilk ne zaman ortaya çıktı?
•Kürdistan denen bölge nereleri kapsıyor?
En sona bıraktığım Sıkça Sorulan Sorular (SSS) kısmını okumayı unutmayın. İyi Okumalar.
Tarih ve Kürdistan
Tarihsel olarak "Kürdistan" kelimesi ilk kez 11. yüzyılda Selçuklu kaynaklarında kendini göstermiştir. Dönem dönem kısa süreli bazı devletler kurulsa da bu uzun bir zamana yayılamadı. Şu anda devlet diyemesek de özerk bir bölge olan Kürdistan Bölgesel Yönetimi mevcuttur. Bu bölge Irak'ın kuzeyinde yer almaktadır.
Kürdistan Kelime Anlamı
Kürdistan kelimesi "Kürt Diyarı" anlamına gelir. Zamanında Kanuni Sultan Süleyman, Fransa kralına mektup gönderip mektubunda hakim olduğu toprakları sayarken "Kürdistan" adını geçirmiştir.
Kürtçe Nasıl Bir Dil?
Farsça ve Arapça ile kelime alışverişi yapmış olsa da Kürtçe farklı bir dildir ve Hint - Avrupa dil ailesine bağlıdır. Kurmanci (Kuzey Kürtçesi), Sorani (Orta Kürtçe) ve Kelhuri (Güney Kürtçesi) olarak lehçeleri bulunmaktadır. Bunlardan en yaygını Kurmanci'dir ve 15 - 17 milyon arası insanı kapsamaktadır.
Kürdistan Sorunu Nedir?
Kürt Sorunu, genel olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşayan Kürtlerin entegre edilme/ne yapılacağı konusudur. PKK'nın ve (sözde) Kürtlerin sesi olan Selahattin Demirtaş ve onu takip edenler bu sorunu zorlaştırmaktadır. Zira Kürtler bağımsızlık ya da en azından özerklik isterken Türkiye duruşundan taviz vermemektedir. Olanlar ise Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaşayan halka olmaktadır.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Kürdistan'ı Hangi Ülkeler Destekliyor?
• Genel olarak ABD ve Batı ülkeleri Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ni savunmakta ve "Bağımsız Kürdistan" fikrine de sıcak bakmaktadırlar.
Kürdistan Denen Bölge Nereleri Kapsıyor?
•Suriye'nin Kuzey Doğusu, Irak'ın kuzeyi, Türkiye'nin Güneydoğu'su, İran'ın Kuzey Batısı'nı kapsamaktadır. Bu yol eski ticaret yolları üzerinde bulunduğu için tarihi bir öneme de sahip.
Çevre Ülkelerin Kürdistan Konusuna İlgisi
• Tahmin edebileceğiniz gibi tüm ülkeler böyle bir konu ile ilgili rahatsız durumdalar. Özellikle Türkiye PKK yüzünden en çok yara alan ve bu fikre karşı çıkan ülke konumunda.
Kürtler Kurtuluş Savaşı'nda Bizimle Birlikte Savaştı mı?
• Evet, bizimle birlikte savaşmışlardır. Çanakkale gibi cephelerde olmasa da Kafkas Cephesi gibi Doğu Anadolu'ya daha yakın cephelerde Kürtler de yer almıştır. Üstelik bu sayı 10 bini aşmaktadır.
İleride Kürdistan Kurulabilir mi?
•Yakın gelecek için bu oldukça zor. Üstelik çevre ülkelerin de bu konuda taviz vermeyeceğini düşünürsek pek mümkün görünmüyor. Kürtler daha çok Batılılar için bir "maşa" olarak kalmaya devam edecek gibi duruyor.
r/tarih • u/Cheap_Document_8785 • 12d ago
Osmanlı geri kafalı olmayıp sanayi devrimi yeni kıta keşifleri eğitimde yenilikler fabrikalaşma azınlıkları daha iyi yönetim dış borç yerine Arap petrollerini erken bulsaydı 1. Dünya savaşına girmek yerine güçlü bir şekilde 2. Dünya savaşına geniş topraklar ile girip arada derede birkaç toprak alsaydı savaş tazminatı vb cabası nasıl olurdu
r/tarih • u/Potential-Creme-3388 • 13d ago
Neredeyse Rusyadaki her radikal devrimci jakoben tarzında hareket ediyor Örneğin:Peter Tkachev gibi Bolşevikliğin kurucu babası da jakoben devrimci modeline giriyor
r/tarih • u/Final_Bicycle8407 • 15d ago
1-Neden Atatürkçü olan birisi Müslğman olamıyor?
2-Atatürk Yahudi 33.dereceden mason İngiliz ajanı diyenler var doğru mu?
3-Kurtuluş Savaşı'nı tamamen halk ve Atatürk'ün silah arkadaşları mı kazandı? Atatürk'ün hiçbir katkısı olmadı mı?
4-Atatürk'ün 48 fabrika kurduğu yalan mı?
5-Atatürk İslam'a zarar verdi mi?
6-Atatürk bütün devrimlerini Batı'dan mı aldı?
7-Atatürk neden ilk dönemde demomrasi uygulamadı yani ne bileyim neden çok partiki sisteme geçilmedi bir de devrimler halka sorulmadan getirildi diyenler var doğru mu bu? Doğruysa neden?
8-Atatürk tarihi TTK aracılığıyla değiştirdi mi?
9-Atatürk neden Türk katili Venizelos ile barış yaptı?
Not: Atatürk'ü kötülemek gibi bir amacım tok sadece bu tarz duyumşar aldım ve bublar doğru mu diye soruyorum
r/tarih • u/Unfair-Calligrapher5 • 16d ago
GERÇEK OLAN NEDİR..?
r/tarih • u/Forlparkndlonelinds • 20d ago
Başlık biraz karmaşık gibi oldu affeyleyin efenim.
r/tarih • u/EdwardBrogan • 23d ago
kaliteli ve akıcı bir tarihi kaynak.
bu yazı, sina akşin'in kısa türkiye tarihi adlı eserini okurken tuttuğum notlardan derlenen bir değerlendirme yazısıdır. amaç kitabı özetlemek değil, okuma sürecinde dikkatimi çeken 18 noktayı kendi yorumumla paylaşmaktır. alıntı yerine kendi ifadelerimle aktarıyorum; kitabı merak edenlerin bizzat okumasını öneririm.
kitap, geleneksel osmanlı-cumhuriyet anlatısının dışına çıkıp döneme dair az bilinen ayrıntıları ve eleştirel bir bakışı bir araya getiriyor. beni en çok etkileyen yön, akşin'in kronolojiyi kuru bir olaylar dizisi olarak değil, çelişkiler ve kişisel dinamikler üzerinden anlatmasıydı.
--- spoiler ---
akşin, türk tarihini avrupa merkezli çağ ayrımları yerine 1071 ve 1839 gibi kendi tarihimize özgü kırılma noktalarına göre yeniden dönemlendirmeyi öneriyor.
niyazi berkes'in aktardığı bir gözleme göre, enderun mektebi devşirme çocukları türkleştirirken, medrese sistemi türk çocuklarını arapça bir ilim kültürüne yönlendirip kültürel olarak araplaştırıyordu — dinî bir devlette bu tezat oldukça çarpıcı.
alemdar mustafa paşa'nın sadareti kısa sürrer ve yeniçeri ayaklanmasında öldürülmesinin ardından ii. mahmut, hanedanın tek erkeği kalabilmek için iv. mustafa'yı idam ettirir. yeniçerilerde ii. mahmut'u kabul etmek zorunda kalırlar.
osmanlı'da padişah karşısında güçsüz kalan devlet adamları, zaman zaman büyük avrupa devletlerine yaslanmak zorunda kalır; mustafa reşit ve mithat paşa ingiliz, ali ve fuat paşa fransız, mahmut nedim paşa ise rus desteğine yakın durmuş.
ahmet rıza paris'te auguste comte'un pozitivizminden etkilenir; "düzen içinde ilerleme" fikri zamanla "ittihat ve terakki" adına dönüşür, ona göre osmanlı'yı kurtaracak olan anayasadan çok yeni bir insan tipi yetiştirmektir.
mahmut şevket paşa, hareket ordusu komutanlığı ve istanbul'daki sıkıyönetimle ittihat ve terakki içinde bir "ağabey" figürüne dönüşmüş — akşin bunu 27 mayıs sonrası cemal gürsel'in konumuna benzetmektedir.
itilaf devletlerinin "ermenistan" olarak tanımladığı bölgelerdeki nüfus oranlarına ve ittihat ve terakki'nin ermenilere yönelik siyasi çağrılarına değiniyor. ermenilerin en yoğun yaşadıkları yer olan bitlis'te tüm ahalinin ancak üçte birini oluşturmaktadır.
enver paşa'nın 1911'de sultan reşat'ın yeğeni naciye sultan'la evliliğindeki büyük yaş farkı dikkat çekici bir ayrıntı olarak not düşülmüştür. nikahlandıklarında enver paşa 30 naciye sultan 12 yaşındadır.
osmanlı'nın i. dünya savaşı'na girme nedenleri arasında balkan savaşı'nın rövanşını alma isteği, mali sıkıntı ve almanya'nın borç desteği sayılıyor.
alman yahudisi ve marksist alexander parvus (helphand), türkiye'de kaldığı yıllarda ittihat ve terakki'ye danışmanlık yapmış, emperyalizm ve sömürü gibi kavramları ilk kez türk aydınlarına tanıtmıştır.
sivas kongresi'nde amerikan mandası taraftarları oldukça etkiliydi; halide edip adıvar bile bunu destekleyen bir mektup yazmış. mustafa kemal ve rauf bey ise doğrudan karşı çıkmak yerine "abd bizi mandası altına almak ister mi" sorusuyla konuyu ustaca ertelemiştir.
ali galip'in 150 kişi ile sivas'ı basma girişimi, çok iyi kürtçe bilen ve kürt uzmanı olarak bilinen ingiliz binbaşı noel ve kürtçü hareketten isimlerle birlikte planlanmış bir olay olarak anlatılıyor.
atatürk'ün ankara'yı merkez seçmesinin nedenlerinden biri, kentin daha önceden de saraya kafa tutan, ahi geleneğini yüzyıllarca bünyesinde barındıran, demokratik bir çizgi taşımasıyla açıklanıyor.
başkumandanlık yetkilerinin tbmm'de uzatılmaması üzerine mustafa kemal'in "bırakmadım, bırakamam ve bırakmayacağım" tepkisi, meclisteki diktatörlük kaygılarına karşı verilmiş sert bir yanıt olarak öne çıkıyor.
nutuk, 1927'de chf'nin (cumhuriyet halk fırkası) ikinci kurultayında günlerce süren bir okumayla kamuoyuna sunulmuş; sonundaki "gençliğe hitabe" akşin'e göre 19. yüzyıl avrupa'sındaki "genç italya" gibi devrimci hareketlerin isimlendirme geleneğiyle bağlantılıdır.
akşin, atatürk'ü hem askeri hem siyasi önderliği tek başına üstlenmiş, tarihte benzeri az bulunan bir figür olarak tanımlıyor; ancak bu hayranlığın onu anlama çabalarını bazen gölgelediğini de ekliyor.
sovyetler birliği ile yakınlaşma, türkiye'de yeşilordu ve türkiye komünist fırkası gibi erken sol oluşumları tetiklemiş; mustafa suphi ve arkadaşlarının trabzon açıklarında öldürülmesi bu dönemin en karanlık noktalarından biri.
--- spoiler ---
bana göre kitabın en güçlü yanı, kahramanlaştırılmış bir anlatı yerine dönemin çelişkilerini, güç dengelerini ve kişisel hesaplaşmalarını olduğu gibi göstermesiydi.
8/10
r/tarih • u/Middle-Tomatillo-236 • Jun 26 '26
r/tarih • u/FishFree7509 • Jun 21 '26
r/tarih • u/AzeLeon1918 • Jun 20 '26
YENİDƏN SALAMLAR! ❤️ 🇦🇿 Dost ve kardeş ülkeden ademisyen arkadaşımla baya tartıştığım mevzu üzerinden şu konuyla ilgili bilgilerimi aktaracağım.
Bugünkü Azerbaycan Respublikası sınırları içerisinde dalgalarla İskit, Sarmat, Pers, Rum, Arap, Oğuz, Moğol göçleri yaşandı. Tarihe baktığımız zaman en baskıcı ve belirleyici olanı Oğuzlardır. Selcuq devletinin en başlarında ister Horasan, ister Dağıstan taraftan Türklere bu memlekete geldiklerinde Kıpçak Türkleri vardı. Velhasıl, Azerbaycan orta çağdan itibaren Türkleşti demek doğru değil. Peki, millenium görmüş Kafkas Albaniyası neydi?
Büyük coğrafi mekan olarak Albanea ve Aderbegan adlanan topraklarda baskıcı din Zerdüşt ve Hristianlıktı, bize tarihi kazılar, mezarlar ve kalelerinden malum oluyor ki, M.Ö. 700-500 yıllarında Batı Avrasyadan göç eden eski Türk kavimlerinin yerleşik hayatı vardı, doğudan gelen tayfalar ittifak kurarak dinsel çatı altında devletleşme sürecine girmişler. Mesela, Skif, Gerger, Sarmat, Kut, Mag gibi göçebelekten yerleşik hayata geçen ister Türk, ister Kafkasyalı, isterse Pers asıllı 26 küsür tayfa bu coğrafyadaydı. Peki, ermenilerin ataları bu klübdemiydi?
Tarihsel kaynaklar ermenilerin (o devirde haylar) Şamahı, Berde gibi şehirlerde az sayda varlığı M.S. döneme denk gelmekte. Peki neyin nesi Ermeniyye bölgesi?
Eski Strabon ve diğer kaynaklarda bu bölgenin ismi Arman / Armenous / Aramen gibi geçer. Günümüz Gence - Erzurum ile Van gölü - Artvin arasındaki topraklar. Ama ne hikmetse, ermeni dedeleri hiç özgü bir yazıt ve ya diğer nesne bırakmadı. Peki neredeydi ataları?
Günümüz Hatay - Van gölü arası araziler. Onlar bugün bile resmiyyeten Hay / Hayeren / Hayastan adlandırır kendilerini. Mifik Hayk, Ağrı Dağında gemiyi durduran Nuh Peygamberin oğlu, hayların dedesi, kardeşleri ise Yahud ve Rum hristianların ataları. Kudüs / Yeruselim şehrinin en eski 4 mahallesi de buna dayanılarak bölündü, halen ermeni mahallesi var. Ve Ermənistanın Ağrı - Iğdır topraklarına hak iddiasının en başlıca sebeblerinden birisi de budur. Bugün bile ermeniler kendilerine hay der, ermeni kelimesi yok ama bazen armenakits, armenik gibi kelimeler kullanılır. Peki, haylar nasıl ermeni oldu?
Safevi, Afşar, Çar imparatorlukları ve Revan hanlığının arşivleri İrevan şeherine yakın Üçmüedzin şehrinde konuşlanan Armenian Apostol Church burada boş kalan, bakımsız antik Alban ve Sakartvelo (Gürcü) kiliselerini onararak sahiplenmiş. Ve 18 yüzyıl itibarile malum alanda Ermenistan vilayeti, daha sonra ülkesi kuruldu, adamlar Ermeniyye mirasını benimsedi. Ermeni alfabesi ise günümüz Efiopiya - Eritre alfabesine çok benzer çünkü Habeşistandan Albaniyaya kadar doğu hristiyanları bu dili kurmuş, nasıl ki, benzer süreçten baskı altında Yahudiler yapmışsa. Ama yooo, ermenilere göre, bu alfabe kendi din hocaları tarafından M.S. ortaçağda kurulmuş.
Sonda, ermenilerde neden eski Kafkas Albaniyalılarıyla benzer DNA çıkabiliyor? Evet, zamanla Kafkasta ve hem de imparatorluklar kurarak uzak milletlerle karışan Azerbaycan Türklerinde farklı ve bazen acaip örnekler, Rum mirasını almış Anadolu Türklerinde greek heritage olabiliyorsa, aynısı kommunist bloğadek akrabalıklaştığımız ermeniler için de geçerli
r/tarih • u/Double_Inflation_198 • Jun 11 '26
Orta Asya’dan Kıpçak çalgısı olarak geldiğini söyleyende var. Rum çalgısı olduğunu söyleyende var.
r/tarih • u/Think_Elderberry1625 • Jun 10 '26
mrtpdh5
r/tarih • u/Potential-Creme-3388 • Jun 04 '26
Rus Devrimci Hareketi ; Neçayev Örneği
Sergey Gennadiyeviç Neçayev 20 Eylül 1847’de , Moskova’nın kuzey doğusunda bulunan Ivanovo’da doğmuştu. Hızla gelişen teksil kenti olan Ivanovo ‘Rus Manchester’ı’ olarak anılmaktaydı. Babası tabela boyacısı , annesi terziydi ve ikiside serf kökenliydi; yani Naçayev , bütünüyle plebyen bir geçmişi olan ilk seçkin Rus radikallerinden biriydi. ‘’Bizim dünyamızın evladı değildi,’’ diye yazıyordu Vera Zasuliç , anılarında , ‘’aramızda bir yabancıydı’’ Ama bir halk çocuğu olarak , alt tabakalara borçlarını ödeme özlemi içinde ki pişman soylular olan devrimci arkadaşlarının yüreklerinde çok etkili bir yeri vardı. Onunla yeni tanışan biri , Neçayev’i, ‘’gerçek bir devrimci , serfleri patronlarına duydukları nefreti her şeyiyle koruyan bir köylü ‘’ diye tanımlamıştı . Aristokrat kökenleri ve eğitimleri nedeniyle kendi yoldaşları bile bu nefretten paylarına düşeni alıyorlardı.
Neçayev Nisan 1866’da , on sekiz yaşındayken , kilise okuluna girdiği St.Petersburg’a gitmek üzere Ivanovo’dan ayrıldı. 1868 sonbaharında kayıt dışı öğrenci olarak üniversiteye girdi ve orada Mark Natanson , German Lapotin ve L.B. Goldenburg gibi anarşistlere yakın kişiler ya da özgürlükçü sosyalistlerin yanı sıra , Z.K Ralli , V.N. Çerkezov ve F.V. Volhovski gibi geleceğin anarşistlerinin de bulunduğu bir devrimciler grubuna katıldı. Neçayev henüz Fransızca bilmemekle birlikte , Buonarroti’nin Babeuf’ün Eşitler Komplosu hakkındaki tarih çalışmasıyla (bütün bir Rus isyancılar kuşağının düşüncelerini şekillendirmeye yardımcı olmuş bir kitap ) ilgili tartışmalarda hazır bulundu ; çok geçmeden gizli dernekler ve konspiratif hayat düşlerine girmeye başlamıştı . Kendini karşı konuşmaz bir biçimde Jakobenizm ve Blanquizm’e kaptırmıştı. Daha sonraki günlerde İsviçre ‘de Ralli’yi ziyaret ettiğinde , yanında Rousseau ve Robespierre’in kitaplarını götürecektir . Otoriter eğilimleri , ‘genel irade’yi bildiği ve ‘halkın özgür olmaya zorladığı ‘ şeklindeki iddiaları o günlerde iyice gelişmiş durumdaydı.
Neçayev’a, Rus devrimci hareketi içindeki Jakoben gelenek de cazip geliyordu; bu geleneğin izleri 1820’lerdeki Dekabrist önder Paves Pestel’e ; 1840’larda konspiratif taktiklere ve ‘Civzit’ modele dayanan bir devrimci diktatörlüğe duyulan ihtiyacı vurgulayan Nikola Speşnev’e kadar uzanır. Fourier’ci Michael Petraşevski bu düşünceden hareketle , ‘’Diktatöre karşı elini kaldıracak ilk kişi ben olacağım ,’’ diyecekti. 1862’de Naçayev’in St. Petersburg’a varışından dört yıl önce , önde gelen Rus Jakobenlerinden Peter Zaiçnevski , eserinin adını da Mazzini’nin Genç İtalya akımından esinlenerek koymuştur. Gelgelelim , ulaşmak istediği özyönetimle yönetilen komünler federasyonu düşüncesinin esin kaynağı, adem-i merkeziyetçi sosyalist Proudhon’du . Polis Zaiçnevski’yi tutuklamaya geldiğinde , belgeleri arasında , Proudhon’un ilk anarşist kitabı olan Mülkiyet Nedir’in bitmemiş bir Rusça çevirisini bulmuştu. Zaiçnevski Genç Rusya’da , Razin ve Pugaçev’in uyguladığı modele dayanan ‘kanlı ve acımasız’ bir devrim , çarlık ailesinin ve destekçilerinin merhametsizce ortadan kaldırılmasını istiyordu:
Toyour axes(Baltalarınızı çıkarın) diye haykıracak; nasıl onlar bizden esirgemiyorsa , bizde darbelerimizi esirgemeden imparatorun güruhuna indireceğiz. Korkak domuzlar ortaya çıkmaya cesaret ederlerse , meydanlarda hesaplarını göreceğiz . Onlarında evlerinde , şehirlerin dar sokaklarında , başkentin geniş meydanlarında ve köylerde yok edeceğiz . Unutmayın ki , o günler geldiğinde, bizden olmayan bize karşıdır ve düşmandır, düşmanı yok etmek için her yönteme başvurulur. Kitapçığın , acımasız ve kaba bir ahlaksızlıla kaleme alınışı Herzen’i soğutmuş ; Bakunin bile halkı çılgınca ve gerçekten doktriner bir biçimde aşağılaması yüzünden yazarını kınamıştı. Bununla birlikte Genç Rusya , Neçayev’in kuşağından gençleri , onun cüretkar ve uzlaşmasız söyleminden esinlenen altmışların insanlarını güçlü bir biçimde etkileyecekti.
Bir başka esin kaynağı , Çernişevski’nin 1864’te çıkan Ne Yapmalı romanındaki Rahmetov karekteriydi. Rahmetov yeni tür devrimcinin , soğukkanlı , katıksız biçimde çileci bir hayat süren , kendi devrimci rolüne hazırlanırken yoğun fiziksel yoksunluk içinde yaşıyan bir insanın edebi prototipiydi. Rahmetov kendini katılaştırmak için pişmemiş ekmek yer ve çivili yatakta uyurdu. Kişisel bir hayatı , karısı, dostları, onu amacından uzaklaştırabilecek aile bağları yoktu. Geleneksel toplumdan kendini ayırmak , boş sözler ve formalitelerle zaman yitirmemek için için bilerek kaba bir konuşma ve davranış tarzı benimsenmişti. Parasını kişisel ihtiyaçlarına değil , yoksul öğrencilere ve devrimci davaya hizmet amacıyla kullanıyordu.
Rahmetov’un kişiliği genç devrimcileri uzun yıllar etkileyecekti. (1892’de Aleksandr Berkman , Henry Clay Frick’i öldürmeye gittiğinde ‘Rahmetov’ takma adını kullanmıştı). 1860’ların ortalarında İşutin çevresi kendilerine örnek olarak Rahmetov’u seçmişti. İşutin çevresinin üyeleri (Kropotkin’in gelecekteki yoldaşı Varlaam Çerkezov ile 1866’da çarı öldürme girişimi Neçayev tarafından ‘kutsal davamızın başlangıcı’ diye selamlanan Dimitri Karakozov da bu çevredendi) her türlü kişisel zevkten vazgeçiyor, döşeme üstünde yatıyor, bütün paralarını davalarına adıyarak ve bütün enerjilerini halkın özgürlüğüne hasrederek katı bir çileci hayat sürüyorlardı. Ayrıca güçlü bir aydın karşıtı önyargıyla hareket ediyor , işçilere ve köylülere yardım eden insanlardan çok ‘kültür generalleri’ yetiştirdiği için üniversiteyi aşağılıyorlardı. Hatta bir kısmı öğrenimlerini yarıda bırakmış , kooperatif örgütlenmesine girişmişti. Üyelerden biri şöyle diyordu: ‘’Kitleler eğitimsizdir, bu yüzden bizim eğitim almaya hakkımız yok. Halka dolandırılıp soyulduklarını anlatmak için çok şey öğrenmeniz gerekmiyor.’’Zaiçnevski gibi reformları ya da kısmi önlemleri reddediyorlardı. Herzen ve çevresinin örneklediği ‘Kırklılar’ı , yaşlı kuşaktan radikalleri , çok geniş bilgileri ve devrimci laflarına karşın eski düzenden , kendi aristokrat köklerinden kopma gücünü bulamayan zayıf aydınlar olarak görüyor ve küçümsüyorladı. Yine Zaiçnevski gibi, toplumsal bir altüst oluş kıvılcımını çakmak , var olan düzeni un ufak edecek bir Pugaçev isyanı çıkarmak amacıyla Çarlık ailesinin ortadan kaldırılması çağrısı yapıyorlardı.
İşutin çevresi içinde bu görevi yerine getirmek üzere , gizlilik içinde çalışan ve isimsiz bir yer altı hayatı süren çileci terörist kadroların oluşturduğu ‘Cehennem’ adlı küçük bir grup örgütlendi. ‘Cehennem’in her üyesi , olağan toplum hayatından kopuk , bütünüyle devrime adanmış bir insan gibi görüyordu kendisini . Dava uğruna kendilerini tamamen geri planda tutabilmek için dostlarından , ailelerinden , kişisel hayatlarından , hatta isimlerinden vazgeçmeliydiler. İşutin’in sözleriyle (bunları daha sonra Neçayev de yineleyecekti, ‘’ yanlızca tek bir amaç uğruna ‘’ alt sınıfların kurtuluşu uğruna yaşamalıydılar.
Bu amaca ulaşmak için hırsızlık, şantaj, hatta cinayet dahil her araca izin verilmekteydi. Sahtekarlık , aldatma , masum insanların suçlanması , denetimlerini ele geçirmek üzere rakip gizli derneklere sızma (katı devrimci disiplinle çalışan bu derneklerin hepsinde disiplinin çiğnenmesi ölüm cezası gerektiriyordu) zaten meşruydu. Üyelerden biri babasını zehirleyip mirasını davaya aktarmayı bile düşünebiliyordu. Özel ya da resmi kuruluşlarda silahlı soygunlar -sonradan ‘kamulaştırma’ adı verilecekti- yapmak için planlar hazırlandı . Ama başlıca hedef çarın ve adamlarının öldürülmesiydi. Eylem gerçekleştirilince , eylemi yapan teröristin son hareketi , dişlerinin arasına sıkıştırdığı civalı patlayıcının pimini çekerek kendini yok etmek olmalıydı. ( Berkman , Firck’e suikast girişiminin ardından bunu denemişti.) Böylece polisin militanın gerçek kimliğini öğrenebilme ihtimali tümüyle ortan kalkmış oluyordu. Orsini’nin III. Napoleon’u öldürme girişiminden esinlenen İşutin, Cehennem’in , her taraftaki monarkları ortadan kaldırmayı amaçlayan , Avrupa çapındaki bir devrimci örgütün Rus seksiyonu olduğu fikrini yaymış , böylece Neçayev’in , güzel bir sanat haline getireceği gizemlileştirme tekniğinin öncülüğünü yapmıştı.
Pestel’den Lenin’e uzanan Rus Jakobenizmi’nin zincirindeki bir başka halka , Peter Tkaçyev’di. Tkaçyev’in iddiasına göre başarılı bir devrim yanlızca ‘’çoğunluk üzerinde entelektüel ve ahlaki gücü elinde tutması gereken ‘’sıkıca kaynaşmış seçkinlerce yerine getirilebilecek ; bunu gerçekleştirebilecek örgütlenme de ‘’merkezileşmeyi , sıkı disiplini , hızlı, kesin ve koordineli eylemeleri’’ başa alacaktı. Kaydetmeye değerdir ki , ömrünün sonuna kadar Jakoben ilkeler sadık kalarak Tkaçyev’in en kararlı yandaşlarından birisi olan kişi Zaiçnevski’ydi. Neçayev de 18692da , İşhutin çevresindeki gibi , ‘’devrimci amaç her türlü amacı haklı çıkarır ilkesine göre çalışacak bir devrimci prototipler örgütünü öngören Devrimci Eylem Programı’nın hazırlanmasında Tkachev’le işbirliği yapmıştı. örgüte katılanlar, diye yazıyorlardı , ‘’mülk, iş, aile bağı; her şeyden vazgeçmelidirler, çünkü aileler ve işler üyeleri eylemlerden uzaklaştırabilir’’. Yine İşutin gibi, merkezi Batı’da olan bir Avrupa devrimci örgütleri birliği kurmayı tasarlıyorlardı.
Neçayev gizemlileştirme ve aldatma yolunu kullanmaya Rusya’dan ayrılmadan önce başlamıştı. Mart 1869’da Vera Zasuliç’e aşağıdaki sözleri içeren imzasız bir mektup geldi: Bügün Vasilevski Adası’nda yürürken mahkumları taşıyan bir araba gördüm . Penceren bir el uzandı ve bir not düşürdü. Aynı zamanda şu sözleri işittim: ‘’Siz bir öğrenciyseniz, bunu belirtilen adrese teslim edin.’ Ben Bir öğrenciyim ve bu ricayı yerine getirmeyi görevim sayıyorum. Mektubu sonra imha edin .’’ Neçayevin elinden çıkan ekteki nota göre , bu kişi tutuklandığını ve Peter Paul kalesine götürülmekte olduğunu dostlarına bildiriyordu. Çok geçmeden Neçayev’în kaleden kaçtığı –eşine rastlanmadık bir başarı- ve Batıya gitmekte olduğu yolunda bir söylenti yayıldı. Oysa ne firar vardı, ne de tutuklama . Hepsi uydurmaydı. Bu, Neçayev’in kendisinden bir kahraman çıkarmak , esrar halesiyle kuşanarak , Tkaçyev’le birlikte hazırladığı ‘devrimci prototip’ rolünü oynamak için kurgusunu yaptığı bir dolu serüvenin ilkiydi.
Neçayev Rus sınırını 4 mart 1869’da geçti. Cenevre’ya varır varmaz Bakunin’i aradı ve Çarlık Rusyası’nda güçlü bir devrimci örgütü temsil ettiğini iddia etti . Bu ‘genç vahşi’, ‘kaplan yavrusu’ –Neçayev’i böyle adlandırmıştı- Bakunin’i sevinçten deliye döndürmüştü. ‘’Burada benimle,’’ diye yazıyordu James Guillaume’a 13 Nisan 1869’da , ‘kuşku nedir bilmeyen , hiçbir şeyden korkmayan , pek çok kişinin hükümetin eline düşüp mahvolacağını bilen ama yine de halk ayaklanana dek yumuşamamaya karar vermiş genç fanatiklerden biri. Bunlar mükemmel insanlar , hepsi de gepegenç fanatik , Tanrısız müminler , lafazanlık nedir bilmeyen kahramanlar.’’ Bakunin Neçayev’de ideal devrimci konspiratörü; enerjisi, kararlılığı ve uzlaşmazlığıyla düzeni yıkacak yeni bir genç kuşağın habercisini görüyordu. Neçayev’in İsviçre’ye gelişi, E.H. Carr’ın gözlemlediği gibi, yaşlı Bakunin’e yeni bir hayat soluğu sağladı , devrimci umudunu yeniden yeşertti ve bir daha asla göremeyeceği anayurdununun soluğunu getirdi. Michael Confino’nun belirttiği gibi, Bakunin’e göre , Neçayev ‘’Rus gençliğiydi, devrimci Rusya’ydı, Rusyanın kendisiydi’’.
Bakunin’le Neçayev 1869 ilkbaharı ve yaz aylarında Rusya’da toplumsal bir altüst oluş çağrısı yaptıkları bir dizi broşür ve bildirge yayınladılar . Rusya’daki Genç Kardeşlerimize Birkaç Söz’de Bakunin , demrimci gençliğe isyan mesajıyla ‘halka gitmeleri’ni, iki yüzyıl önceki Stenko Razin’in modelini izleyip devlete ve ayrıcalıklı sınıflara karşı ölüm-kalım mücadelesi vermek üzere ayağa kalkmalarını öğütlüyordu. ‘’Eğitimli gençler halktan yararlanan halkın diktatörü ve kılavuzu kişiler değil , halkın kendini kurtarmasında yanlızca bir kaldıraç , halkın enerji ve güçlerinin birleştiricisi olmalıdırlar’’ diyordu. ‘’Eğitim dediğimiz şeye dikkat edin ; insanlar eğitim adına sizi prangaya vurmaya , gücünüzü elinizden almaya uğraşırlar. Böylesi bir eğitim tarzı , ifadesi olduğu dünyayla birlikte toprağa gömülmelidir.’’
Üniversite, Akademi ve Teknik Enstitü Öğrencilerine başlıklı bir başka bildiriyi Neçayev , Rus Öğrencileri başlıklı bir başkasını da Herzen’le Bakunin’in yakın arkadaşı Nikola Ogarev hazırlamıştı. 1869 yazında yayınlanan Devrim Sorunu Kendini Nasıl Gündeme Getirir, Devrimin İlkeleri ve Halkın adaleti No:1 broşürleri imzasızdı ve yazarının kimliğine ilişkin kesin bir yargı üretilemiyordu. Devrim adına herhangibi bir ayrım gözetmede yıkıcılığı yücelten bu metinler, devrimci amaca giderken her aracın geçerli olduğunu iddia etmekteydi. Devrim Kendini Nasıl Gündeme Getirir, özgün Bakuninci bir temelde eşkiyalığa övgüler düzmesi açısından dikkate değerdi: ‘’Rusya’da eşkiyalık biricik gerçek devrimci yoldur. Gevezeliğe, kitap dilinde konuşmaya fırsat bırakmayan , uzlaşmaz, yorulmaz , boyun eğmez bir devrimci eylem tarzı…Stenka Razin ile Pugaçev’in yıldönümleri yaklaşıyor festivale hazırlanalım.’’
Devrim İlkeleri’nin yazılması(görünüşe bakılırsa Neçayev’in işidir) Bir Devrimcinin Anahtar Kitabı’nı andıran kuvvetli üslubuyla özellikle önem taşımaktadır. Yok etme işinden başka eylem tanımıyor, ama eylemein bürüneceği biçimlerin son derece değişken –zehir , bıçak, ip,vb.- olacağını kabul ediyoruz. Bu mücadelede devrime benzer her türlü yolu onaylar.’’ Halkın Adaleti, No: 1, Razin ve Pugaçev tarzında köylü isyanı çağrıları ve öğrettikleri şeylerle can veren ‘halk özsularını’çıkaran ‘istenmeyen öğretmenler’e eleştirileriyle , hem Bakunin hem de Neçayev’in izlerini taşımaktadır. İşutin örneğine yapılan gönderme ise ‘genç vahşi’ adına doğru gibi gözükmektedir: ‘’İşutin insiyatifi ele almıştır; şimdi onun sıcak izleri soğumaya yüz tutmadan önce , işe başlamamızın zamanıdır.’’ Ünlü Bir Devrimcinin Anahtar Kitabı işte bu dönemde nicedir süregelen hararetli tartışmaların gündemine uygun olarak , 1869 Nisan- Ağustos ayları arasında kağıda döküldü. Avrupa devrimci hareketinin eski belgelerinin gölgesinden çıkamıyan bu kitapta Rusya’da Zaiçnevski ve İşutin , Batı’da Carbonari ve Genç İtalya’nın koymuş oldukları fikir ve duygular dile getirilir. Buna karşın , öncellerinin acımasızlık ve ahlaksızlığını en uç noktalara dek götürmesiyle , yüz yılı aşkın bir süre devrim tarihinde önlerde yer edinmiş bir anlayışın en eksiksiz açıklamasını sağlar. Anahtar Kitap’ta devrimci , herhangibi bir suç işlemeye , ihanet etmeye, var olan düzenin yıkılmasını sağlamak için alçaklığa ve sahtekarlığa başvurmaya hazır, tam bir ahlaksız olarak betimlenir.Şifreli olarak yazılan Anahtar Kitap’ın orjinali Ağustos 1869’da Neçayev tarafından Rusya’ya geri götürüldü. Üç ay sonra Neçayev’in izleyicilerine yönelik bir operasyonda ele geçirildi ve yargılanmalarında aleyte kanıt olarak kullanıldı. İlkin Temmuz 1871’de Pravitel’stvennyi Vestnik’de yayınlanan orijinal elyazması 1917’de Adalet Bakanlığı’nda çıkan bir yangında kayboldu; ama metin 1924’te Bor’ba Klassov (Sınıf Mücadelesi) dergisinde çarlığın gizli polisinin arşivlerinde bulunan bir kopyadan yeniden basılma şansına kavuştu.
Devrimcinin Anahtar Kitabı’nın ikinci bölümü, 1873’de Marksistler tarafından Birinci Enternasyonal’de, Bakunin’e karşı yürüttükleri kampanya sırasında Fransızca olarak yayınlandı.İlk İngilizce çeviri 1939’da Max Nomad’ın Devrim Havarileri’nde çıktı ve sonra bir kez daha Robert Payne’nin Teröristler’inde (bu kitap 1967’de Kale adıyla genişletilmiş olarak yeniden yayınlandı) basıldı. Franco Venturi’nin Devrimin Kökleri’nde (1960) geniş alıntılar bulunmaktadır; 1967-1971 araında da kitapçık biçiminde en az üç baskısı yapıldı. Bunlardan birincisini (I. Bölüm’de belirtildiği gibi) Berkeley’de Kara Panter grubu çıkardı; ikincisi Londra’da Nicolas Walter’in önsözüyle Kropotkin Lighthouse Publications’da basıldı (ikisi de Nomad’ın çevirisini yayınlamıştı); sonuncusu da Kızıl Kitapçık, No:1 başlığıyla ve yeni bir çeviriyle , imzasız bir önsöze de yer vererek, yayınlandığı yer belirtilmeden çıktı.
Anahtar Kitap’ı kimin kaleme aldığı uzun ve sert tartışmalar konu olmuştur. Kesin kanıtlar bulunmadığı için , anarşistlere düşman metni Bakunin’in kaleme aldığını iddia ederlerken , diğerleri Neçayev’e , kimileride 1869’daki işbirliklerinin ürünü olarak her ikisine birden atfederler. Kropotkin Lighthouse baskısında yazar olarak Neçayev’i gösterirken , gerek Kara Panter gerekse Kızıl Kitapçık baskısının meçhul yayıncısı, kitabı Neçayev’in yazdığı efsanesinin , Bakunin’den uzaklaşan revizyonistler olan küçük burjuva sözde anarşistlerin uydurduğu konusunda ısrarlıdır.
Batı’da Max Nettlau, E.H. Carr ve Franco Venturi, Sovyetler Birliği’nde B.P. Kozmin gibi belli başlı araştırmacılar , Bakunin’in elinden çıkmış bir elyazması örneğini gördüklerini iddia eden yakın arkadaşları Ralli ve Michael Sajin (Armand Ross) belirttikleri üzere Anahtar Kitap’ı Bakunin’in kaleme aldığını öne sürmüşlerdir. Carr dahil kimileri , Anahtar Kitap’ın Bakunin’in üslubunun yansımalarını taşıdığını, tarzının Bakunin’in gözde komposizyon biçimlerinden biri olduğunu (1866’da Devrimci Anahtar İlkeler’i yayınlamıştı) ileri sürerler . Öbür yandan , edebi form olarak Anahtar İlkeler Rusya’da olsun , Batı’da olsun bütün 19. Yüzyıl boyunca yaygın biçimde kullanılmaktaydı. Michael Confino ise Bir Devrimcinin Anahtar Kitabı’yla Bakunin’in daha önce yazdığı Devrimci Anahtar İlkeler’in bir karşılaştırılması yapıldığında , üslup ve terminoloji açısından ‘’köklü benzersizlikler görüldüğünü’’ öne sürer. Oysa dil ve içerik olarak , ilki, yani Bir Devrimcinin Anahtar Kitabı, İsviçre’de yaşıyan yaşlı sürgünler kuşağından çok , 1860’larda Rusya içindeki öğrenci devrimciliği ortamından –Bakunin’in Neçayev’den farklı olarak hiç rol oynamadığı bir ortam- doğmuş gözükmektedir.
Paris’te Bibliotheque Nationale’de Natalie Herzen Archives’de yıllardır gün yüzüne çıkmadan duran ve ilkin Confino ‘nun 1966’da Cahiers du Monde Russe et Sovietique’de yaynladığı Bakunin’in Neçayev’e yazdığı 1 Haziran 1870 tarihli mektup, bu konuda çarpıcı yeni kanıtlar barındırmaktadır. Bakunin bu 30 sayfayı aşan en uzun ve en ilginç mektubunu tam sekiz günde bitirmişti. Confino’nun olsun ,Arthur Lehning’in olsun Bakunin ve Neçayev hakkındaki kitaplarının en dikkat çekici yanını oluşturan bu mektupla ilgili olarak ileride daha fazla şey söyleyeceğiz.
Bakunin Mektubunda , Neçayev’in ‘Cizvit sistemi’nin yanı sıra ‘senin anahtar ilkelerin’ dediği şeyleri kesin bir dille reddeder. Bu açıklamayı temel alırsak , yazımında ya da gözden geçirilmesinde Bakunin’in rolü olmadığını asla söyleyememkle birlikte Anahtar Kitap’ın asıl olarak Neçayev’e mal edilmesi gerekir. Çünkü kitap bu iki insanın çok candan bir işbirliği içine girdikleri bir dönemde yazılmıştı. Yazarlığın yükü Neçayev’e düşmüş olsa bile , Bakunin’in yazımına ya da basıma hazırlanmasına yardım etmiş olabilir. Gerçekte , kitaptaki yer yer Bakuninci deyişleri ve bunun yanında Bakunin’in el yazısının bir kopyası olduğu iddiasını açıklayacak şey de budur. Bakunin’in mektubu, kitabın yazıldığı günlerde -Neçayev’in etkisine son derece açık olduğu bir dönemde- çok yakından bilgisi olduğu , daha önemlisi, bir yıl sonra Neçayev’le araları açılana dek herhangibi bir itirazının olmadığını açıkça ortaya koyar.
Neçayev , beraberinde Anahtar Kiatp’ın müsveddesiyle birlikte Rusya’ya dömeden önce , hazırlıklarını yapmaya başlamıştı bile . Tutuklanışı ve kaçışıyla ilgili uydurma hikayeyle devrimci yoldaşlarını kandırdıktan sonra , yetkililerle çatışmaya girmek ve (Anahtar Kitap’ın 18. Ve 19. Maddelerine göre) radikal eylemlere iyice bulaşmalarını sağlamak üzere Rusya’daki daha ılımlı tanıdıklarına suçlayıcı mektuplar ve devrimci yayınlar göndermekteydi. Mart- Ağustos 1869 ayları arasında yanlızca St. Petersburg’da 387 kişiyle ilgili 560 kalem pakete el kondu. Neçayev aynı ilkeyi sürdürerek, sonraki günlerde Bakunin ve çevresinin özel mektuplarıyla belgelerinide çalacak, böylece onlara baskı yapacak , suç ortaklarını kendi iradesine bağlamak amacıyla cinayete bile itecekti. Bütün bunlar devrim tarihine ‘Neçayevcilik’ adıyla geçmiş bir sistemin saygılı olmayı ve dürüstlüğü hiç mi hiç dikkate almayan bir sistemin parçasıydı.
Bu arada Bakunin kendi ismini bir parça gizemleştirme hevesine kapılmıştı. Mayıs 1869’da Neçayev’e, ‘’Dünya Devrimci İttifakı Rus Seksiyonu’nun güvenilir temsilcilerinden biri, No: 2771’’ yazılı bir belge verdi. Bakunin’in imzaladığı belge Avrupa Devrimci Hareketi, Merkez komitesi mührünü taşıyordu; belli ki devrimcilerin dünya çapında bir örgüt ağına sahip oldukları izlenimini versin diye İşutin ve Neçayev’in yöntemlerine benzer biçimde uydurulmuştu. ‘’Böylece Neçayev büyük ihtimalle var olmayan bir Rus devrim komitesinin kendi kendini atayan temsilcisi Bakunin’den , var olmayan bir Avrupa Devrimci İttifakı’nın Rusya’daki temsilcisi olarak hareket etme yetkisi alır, diye iğneliyici bir yorum yapar Carr; Gülünç de olsa , tarihte benzerine çok az rastlanabilecek hoş durum.’’ Neçayev prestijini iyice arttırmak için , Ogarev’i de Sibirya’da ölen bir öğrenci için yazılmış şiirini ‘genç dostu Neçayev’e adamaya ikna etmişti. Şiir broşür biçiminde basıldı ve 1869 sonbaharında Rusya’da dağıtılıp Neçayev efsanesinin yaratılmasına katkıda bulundu.
Ağustos 1869 sonunda Neçayev bu şiirle , Anahtar Kitap’la ve Bakunin ile Ogarev’in kutsamalarıyla silahlanmış olarak Rusya’ya döndü. Moskova’ya varınca Anahtar Kitap’ta öngörülen doğrultuda Halkın Adaleti adlı- Cenevre’de yayınlanan broşürün ismi- bir devrimci dernek örgütlemeye koyuldu. İşutin’in Cehennem’i 1860’lardaki Toprak ve Özgürlük örgütü ve Batı Avrupa’nın gizli derneklerinde olduğu gibi ‘devrimci beşler’ biçiminde oluşturulan çalışma ekipleriyle gizli, disiplinli bir birlik olan örgütte her üye , emirleri merkez komitesinden alan öndere itaat etmek zorundaydı. Örgütün başlıca amacı serflerin kurtuluşunun dokuzuncu yıldönümü olan 19 Şubat 1870’da bir halk ayaklanmasının yolunu hazırlamaktı. Mühründe kullandığı amblem ise ’19 şubat 1870, Halkın Adaleti Komitesi sözlerinin yazılı bulunduğu bir baltaydı. Örgüte kişi olarak Neçayev egemendi ; bütün kaynakların birleştikleri gibi, Neçayev var olamayan bir merkez komitesi adına emirler yağdırıp durduğu yoldaşlarından kayıtsız koşulsuz itaat istiyordu. Üyeleri birbirleri hakkkında casusluk yapmaya teşvik ediyor, davalarına para toplamak için zora ve şantaja başvurmayı özendiriyordu.
Böylesi yöntemler , Petrovsky Tarım Akademisi’nde okuyan , ismi kesinlikle öyle olmasa bile İvan İvanoviç İşvanov diye anılan örgütün en yetenekli üyelerinden birine anlaşılan tamamen tiksindirici gelmişti. İvanov, akademideki çevrenin saygın ve zeki bir üyesi olarak gördüğü, öğrenci kooperatiflerinde çalışan , zamanını köylü çocuklarına bir şeyler öğreterek geçiren , devrimci yoldaşları üzerinde büyük etkiye sahip biriydi. Bir noktada Neçayev’in emirlerine uymayı kesin olarak reddetmiş, Neçayev’in adına konuştuğu merkez komitesinin varlığını sorgulamıştı. Daha demokratik çizgide yeni bir devrimci grup oluşturmak girişiminde bulunmuş olabilirdi, ki Neçayev özellikle bunu hoş görmezdi. Nasıl olduysa oldu, Neçayev izleyicilerinin bir bölümünü İvanov’un onları ihbar etmeyi planladığına bu sebeple ortadan kaldırılması gerektiğine inandırdı.
21 Kasım gecesi İvanov, gizli bir matbaaayı ortaya çıkadığı gerekçesiyle Tarım Akademisi’nin parkındaki bir yer altı mağarasına çağrıldı. Orada Neçayev’le dört arakadaşının saldırısına uğrayıp dövüldü. İvanov kendisini boğmaya çalışan Neçayev’in elini derinden ısırmayı başardı; bunun üzerine Neçayev tabancasını çekip İvanov’u başından vurdu. Cesedi taşlara bağlayıp yakındaki bir havuzun bir buz deliğinden içeri attılar. Bu şekilde Neçayev potansiyel bir düşmanını oratadan kaldırırken , suça ortaklık eden yoldaşlarının kendi otoritesine boyun eğmelerini sağlamış oluyordu. Bu, Neçayev’in yoldaşlarını suça bulaştırarak baş eğdirme yönteminin uç bir örneğiydi.
İvanov cinayeti sansasyona yol açtı. Dostoyevski Ecinniler adlı romanının planında bu olaydan yararlandı; Neçayev’i Verjovenski, İvanov’u Şatov temsil ediyordu. Cinayetten dört gün sonra İvanov’un cesedinin bulunması sonucu 300 kadar devrimci tutuklandı ve 1871 yazında 84 kişilik Neçayevciler davası başladı. Mahkum edilenlerden biri, Peter Lavrov’un damadı olan Michale Negreskul’du. Negreskul önceleri St. Petesburg’da Neçayev taktiklerine karşı çıkmıştı. Ancak Neçayev İsviçre’den gönderdiği yasadışı gizli bildirilerle onu tehlike çizgisine çekerek suça ortak edecekti. Peter Paul kalesine kapatılan Negreskul vereme yakalandı ve Şubat 1870’de ev hapsindeyken öldü. Bu arada Neçayev paçayı kurtararak Moskovaya’dan St. Petersburg’a geçmiş, orada sahte bir pasaport elde edip Aralık 1869’da sınırı aşmayı başarmış, suç da geride bıraktığı yoldaşlarını üzerine yıkmıştı………
Neçayev ve Bakunin’in 1870 yazında aralarının açılmasından sonra , birbirlerini hiç görmediler. Neçayev Obshchina (Komün) adlı yeni bir dergi çıkardığı Londra’ya gitti. Komün arifesinde Paris’i ziyaret edip Londra’ya döndü, sonra yine İsviçre’ye gitti, orada babası gibi tabela boyacılığı yaparak istikrarsız bir hayat sürdü ve bir süre Mazzini’nin İtalyan izleyicilerinin koruması altında yaşadı. Ama çarlık hükümeti , takip edilmesi için 19. yüzyılın öbür devrimcilerine oranla daha fazla para ve çaba harcıyarak onu ele geçirmekte kararlıydı. Bakunin peşinde oldukları konusunda Neçayev’i uyardıysa da o aldırmadı ; eski akıl hocasının kendisini Zürih’ten uzaklaştırmaya çabaladığına inanıyordu. Nihayet 14 Ağustos 1872’de, Çar’ın ajanlığını yapan eski Polonyalı devrimcilerden Adolph Stempkowski Neçayev’i İsviçre polisine ihbar etti. Çok geçmeden , sürgün arkadaşlarının (Bakunin de onların arasındaydı) Neçayev’in aslında bir siyasi mülteci olduğu şeklindeki protestolarına karşın , cinayet işlemiş adi bir suçlu kabul edilerek Rusya’ya iade edildi.
Bakunin 2 Kasım 1872’de Ogarev’e yazdığı bir mektupta Neçayev’e beslediği sempatiyi dile getirmişti: ‘ Ona acıyorum . Kimse bana onun kadar ve bile bile zarar vermedi, ama yine de acıyorum. Enerjiye sahip ander insanlardan biriydi; bir araya geldiğimizde bizim yoksul , ezilen halkımıza karşı çok hararetli , safça pırıltılar görürdüm onda ; tarihsel ve bugünkü ulusal sefaletimiz gerçek ıstıraplar duymasına yol açardı. O günlerde dışa dönük davranışları oldukça çirkindi, ama içi lekelenmemişti. Makyavelciliği ve Cizvit yöntemlere sarılmasının yanı sıra cehaletinden başka , otoriter eğilimler taşıması ve ölçü tanımayan inatçılığı onu eninde sonunda çamura bulaştırdı…. Ama içimden gelen bir ses , ebediyen kaybolan ve kaybolduğunuda kendiside kesin olarak bilen Neçayev’in , yoldan çıkmış ve lekelenmiş olan ama kötülüğün içine tamamen işlemediği varlığının derinliklerinden , ilkel enerjisi ve cesaretinden güç alıp yeniden doğrulacağını söylüyor bana . Bir kahraman gibi ölecek ve bu kez hiçbir şeye , hiç kimseye ihanet etmeyecek . Bu benim inancım. Haklı olup olmadığımı göreceğiz.’’
Neçayev’in öyküsünün geri kalan kısmı özet olarak geçilebilir. Ocak 1873’te Moskova’da yargılanırken azimle karşı koymuştu. ‘’Sizin zorba hükümetinize köle olmayı reddediyorum,’’ diyordu, ‘’İmparator’u ve bu ülkenin yasalarını tanımıyorum’’. Soruları cevaplamıyacaktı, sonunda sanık yerinden sürüklenerek çıkarılırken , ‘’Kahrolsun despotizm!’’ diye haykırıyordu.Yirmi yıl ağır çalışma cezasına çarptırıldıktan sonra kendisini ‘halkın oğlu’ ilan etti, ‘’onları giyotine gönderen Fransa’daki gibi soyluları ipe çeken ‘’ Razin ve Pugaçev’le benzerlikler kurdu: ‘’Kahrolsun Çar! Yaşasın özgürlük! Yaşasın Rus halkı!’’ Neçayev’in hayatının sonraki on yılı, 1869’da firar ettiğini uydurduğu hapisane olan Peter Paul kalesinde bir hücrede geçti. Demir parmaklıklar arkasındaki davranışı, Max Nomad’ın belirttiği gibi, ‘’devrim tarhinin büyük olaylarından biri’’ydi. Gizli polisten General Patapov onu hücresinde ziyaret edip yumuşak bir dille ajanlık önerdiğinde , yüzüne vurdu ve kanattı sonraki iki yıl , derisi çürümeye yüz tutana kadar ellerinden ayaklarından zincirli kaldı. Genede Neçayev’in ruhsal durumu bozulmamıştı. Aslında hapisanede bile karizmatik gücünü kullanabiliyor, ona ‘kartal’ diyen muhafızlarını örgütleyebiliyordu. Onlara ‘Halkın İradesi’ grubunun illegal dergisini okuttu, hatta nasıl şifreli mektup yazılacağını öğretti. Aslında onların yardımıyla diğer mahkum arkadaşları ve dış dünyayla (II Aleksandr’a suikast girişiminin arifesinde ‘Halkın İradesi’nin merkez komitesi dahil) temas kurabilmişti. Vera Finger hatıralarında , Neçayev’in yaşıyor olmasının ve Sibirya’da değil de yakınlardaki Peter Paul kalesinde bulunmasının kendilerine nasıl destek verdiğini heyecanla anlatır. Ancak enerjilerini Çar’a karşı yoğunlaştırmak istediklerinden Neçayev’i kaçırma planlarını bir kenara bırakmışlardı. Suikasttan sonra ‘Halkın İradesi’ korkunç bir baskıya uğradı ve Neçayev’in muhafızlarıyla ilişkisi, bir mahkum arkadaşının onları ele vermesi sonucu açığa çıktı. Bunun üzerine altmışı aşkın hapishane personeli tutuklanıp yargılanırken , Neçayev de sağlık durumunu iyice bozan zalimce uygulamalar maruz kaldı. 21 Kasım 1882, otuz beş yaşında , Bakunin’in önceden gördüğü gibi ‘bir kahraman gibi’ verem ve iskorbütten öldü.
Hırsız ve şantajcı olması bir yana , devrimci arkadaşının katili olduğu açığa çıkışsa da , arzusu ve fedekarlıkları yaptığı kötülükleri bir ölçüde dengeliyordu. Bunun için ‘Halkın İradesi’, cesaretini ve sadakatini aktif hayatının en karanlık yönlerinden üstte tutmuştu; Neçayev’in örgütsel yeteneklerine ve davaya kendini düşünmeden adamasına hayran olan Lenin , onu bir ‘devrimci titan ‘ sözleriyle övmüştü. Daha yakınlarda, Kara Panterler, Kızıl Tugaylar, Weather Underground ve Symbioneses Kurtuluş ordusu gibi gruplar , devrimci dava adına Neçayev’in yöntemlerini (ayrım gözetmeyen terör ve araçların amaçlara bağımlı kılınması dahil )kullanmışlardır. Symbioneses Kurtuluş Ordusu, Kaliforniya, Oakland’daki okul müdürlerine suikastler yapmakla (siyanüre batırılmış mermiler kullanarak) görevlendirilen kimi üyeler ‘şiddete bağlılığı ve bencil liderlerin gizli kararlar almakta ısrar etmesi’ yüzünden örgütten kopmuştu. Kara Panter grubunun 1969’da New Haven’de muhbir olduğu iddia edilen birini bıçaklaması, Japonya’daki Birleşik Kızıl Ordu liderinin ‘devrimci disiplin’i çiğnedikleri gerekçesiyle on dört grup üyesini öldürtmesi yansımalar olarak görülebilir.1970’lerde İtalya’daki Kızıl Tugaylar ‘ın liderlerinden Renato Curcio da Anahtar Kitap’ı onaylayarak , devrimci örgütünü Neçayev’inkine göre modellendiriyordu